Ceza hukuku öğretisinde bilinçli taksir ve olası kast ayrımı tartışmalı bir konudur. Her iki kusurluluk halinde de neticenin öngörülmüş olması arandığından ikisi arasında çok ince bir çizgi vardır ve bu çizginin iyi belirlenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde yanlışlıklar yapılması muhakkaktır. Nitekim TCK’da yapılan tanımlara bakıldığında da iki kurumun birbirine karıştırılmaya müsait olduğu görülmektedir. [1]Olası kast ve bilinçli taksir; kast ve taksirin bir türü olarak karşımıza çıkar. Olası kast, TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir: “Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.” Bilinçli taksir ise 22. maddenin 3. fıkrasında düzenlenmiştir: “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.” Görüldüğü üzere, iki tanım birbirine çok benzerdir; her ikisinde de, ortak unsur olan “neticenin öngörülmesi” durumu, bu iki kusurluluk halinin karıştırılmasına neden olmaktadır. Ancak ağırlıkları ve sonuçları bakımından birbirinden tamamen farklıdır. Keza fail olası kastla öldürmede doğrudan kasta göre daha az ceza alırken, bilinçli taksir halinde basit/adi taksire göre daha fazla ceza alabilmektedir.
Olası kast, kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşeceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi halidir. Kişi işlediği fiilin bazı neticelerin meydana geleceğine muhtemelen sebebiyet vereceğini öngörmektedir. Başka bir anlatımla, olası kast halinde gerçekleşmesi ihtimal dahilinde olan neticeleri kabullenir veya hareketi sonucu ortaya çıkacak süreci önemsememektedir. Kanuni tarife uygun neticenin gerçekleşmesi olayın akışına bırakılmış durumdadır. Kişi neticenin gerçekleşmesinin ihtimal dahilinde olduğunu bilmesine rağmen, bunun gerçekleşmemesi için özel bir çaba harcamamaktadır. Ayrıca, kanuni tarife uygun neticenin meydana geleceği ihtimal dahilinde olmasına rağmen fail fiili işlemekten çekinmemektedir.[2] Fail olası kastta, kendi istediği neticenin dışındaki neticelerin meydana gelebileceğini öngörür, bu neticelerin gerçekleşip gerçekleşmemesi karşısında ilgisiz kalır. Önemli olan husus neye mal olursa olsun gerçekleşmesi istenen neticedir ve bu neticeye bağlı olarak gerçekleşmesi muhtemel olan neticeler de kabullenilmektedir. Yani göze alınmıştır.[3]
Bilinçli taksir, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi halidir. Maddenin gerekçesinde bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş ve fakat istenmemiş olması olarak belirtilmiştir.[4] Olası kasttan farklı olarak bilinçli taksirde fail öngördüğü neticenin gerçekleşmesini istememektedir ve gerçekleşmemesi için bütün gayretini göstermektedir; ancak korkulan sonuç meydana gelmektedir.[5] Bilinçli taksirde fail neticeyi öngörür; ancak neticenin gerçekleşmesini asla istememektedir. Olası kastla bilinçli taksiri birbirinden ayıran nokta neticenin kabullenilip kabullenilmemesidir. Öngörülen netice kabulleniliyorsa olası kast, kabullenilmiyorsa bilinçli taksir söz konusudur. Sonuç olarak bilinçli taksirde fail kendi kendine “yok canım bir şey olmaz” derken; olası kastta kendi kendine “olmaz, olmayabilir, ama olursa da olsun” demektedir.[6] Örneğin; fail düşmanını işyerinin içinde öldürmek istemektedir. Ancak, işyerinde bulunan müşterilerin de isabet alma tehlikesi vardır. Failin müşteriler ile bir alıp veremediği yoktur, onun sorunu hasmıyladır. Fakat onu mutlaka orada öldürmek istemektedir, zira başka bir yer veya zamanda bu kadar elverişli bir fırsatın eline geçmeyeceğini düşünmektedir. Tabi bu fırsatın bir dezavantajı vardır ki, bu da ölmeleriyle bir fayda elde edemeyeceği kimselerin de ölmesi olasılığıdır. Bununla beraber fail bu fırsatı kaçırmamak için başka kişilerin ölmesini doğrudan istemese de, ölmelerini kabullenir ve düşmanına orada ateş eder. Düşmanının yanı sıra, müşteri olan başka bir kişiyi de öldürür. İşte düşmanı açısından fail doğrudan kast ile hareket etmiş, müşteri olan yabancı kişi bakımından ise olası kast ile hareket etmiştir.[7]
Verilen örnekten de anlaşılacağı üzere olası kastta fail neticenin gerçekleşebileceğini öngörmektedir. Buna rağmen hareketine devam etmektedir. Ancak gerçekleşen neticeyi fail istememektedir. Failin asıl isteği, çok kez, bir başka neticenin gerçekleşmesidir. Çünkü yaptığı hareketten kaynaklanabilecek birçok netice mevcuttur ve o bunlardan birinin gerçekleşmesini özellikle istemektedir. Hatta ne pahasına olursa olsun, bu neticeyi gerçekleştirmek istemekte, bu netice gerçekleşinceye kadar harekete devam etmek istemektedir. Failin yöneldiği netice açısından iradesi o kadar yoğundur ki, fail, bunun yanında gerçekleşeceğini öngördüğü diğer neticelere rağmen, hareketten vazgeçmemiş, bunları göze almıştır. Fail için diğer neticelerin gerçekleşip gerçekleşmemesi artık önemini kaybetmiştir. Olası kastta istenmeyen ancak göze alınan neticenin gerçekleşmesi, kesin değil ihtimal dahilindedir. Ortaya çıkması kesin olan neticeler bakımından ise, doğrudan kast söz konusudur. Bu halde fail neticeyi bilir ve bu bilme istemeye eşittir. Olayda fail düşmanını öldürebilmek pahasına diğer insanların ölmesini kabullenir, göze alır.
Bilinçli taksir halinde fail, neticeyi tahmin etmektedir fakat gerçekleşmesini kesinlikle istememektedir. Neticenin gerçekleşmemesi için tüm çabayı göstermekte hatta neticenin gerçekleşeceğini kesin olarak bilse, hareketi yapmaktan vazgeçebilecek durumdadır. Fail, hareketine devam ederken tasavvur ettiği neticenin gerçekleşmeyeceğini düşünmüş, buna engel olabilecek önlemleri de almış yahut netice, tasavvurunda yer alsa bile, harekete o kadar uzaktır ki, o hareketten doğabilecek birçok sonuçtan sadece birisi ve gerçekleşmesi düşük bir ihtimaldir. Bu sebeple fail neticenin gerçekleşebileceğini öngörmüş ancak gerçekleşmeyeceğini ummuştur. Neticenin gerçekleşmeyeceğine olan güveni sebebiyle fail hareketten vazgeçmemiştir. Fail, kişisel yeteneklerine, aldığı önlemlerle neticeye engel olabileceğine, şansına veya başka etkenlere, kendi bilgi veya becerisine güvenerek öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir. Örneğin; sirkte gösteri yapan ok atıcısının, izleyenlerde büyük etki yapabilmek için, partnerinin başındaki elmaya nişan alıp oku ustalığına güvenerek atması ve okun yanlışlıkla partnerine gelerek ölümüne veya yaralanmasına neden olması olayında, failin bilinçli taksirle hareket ettiği söylenebilir. Bu örnekte fail, neticeyi öngörmekte; ancak, istemediği neticenin yeteneği, ustalığı, şansı ve tecrübesi sayesinde gerçekleşmeyeceğine inanmaktadır.[8] Kişi, “neticenin meydana geleceğine inansaydı, hareketi yapmayacaktı” diyebiliyorsak, artık failin bilinçli taksir ile hareket ettiği kabul edilir[9]; aksi halde olası kast söz konusu olur.
Failin daha sonradan meydana gelecek neticeye ilişkin öngörüsü, olası kastta, bilinçli taksire göre daha belirgindir. Her iki manevi unsur bakımından ortak özellik failin neticeyi öngörmesidir. Olası kastta fail açısından önemli olan amacına ulaşmaktır. Bunun adına muhtemel tehlikeli neticeleri göze almakta ve kabul etmektedir. Fiili gerçekleştiren kişinin neticenin gerçekleşmesini istemediğine dair savunması tek başına yeterli değildir. Hakim somut olayı değerlendirirken failin neticenin gerçekleşmeyeceğine güven duyduğuna ilişkin emareleri tespit ederse bu halde bilinçli taksir gündeme gelir.
Konuya ilişkin olan Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 18.10.2012 tarih ve 2012/4268 Esas, 2012/7745 Karar sayılı kararında; “Sanığın gönüllü köy korucusu olduğu ve ruhsat süresi dolmuş olan kalaşnikof marka tüfeğinin bulunduğu, olay günü ikamet ettiği köyde yapılan düğün merasimi sırasında üzerinde bulunan tüfek ile havaya ateş ettiği, yapılan ateş sonucu mermilerden birisinin düğün konvoyunda bulunan maktulü, batın sol üst kadrandan girerek dalak, mide, kalın barsak ve akciğerinden yaraladığı, bu yaralanma sonucu maktulün iç organ yaralanmasına bağlı iç ve dış kanama sonucu yaşamını kaybettiği olayda; sanığın, öldürme suçunun yasal tanımındaki unsurlarının gerçekleşmesini öngörmesine karşın eylemi gerçekleştirdiği, dolayısıyla olası kastla öldürme suçundan ceza verilmesi gerekirken yazılı şekilde bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan hüküm kurularak eksik ceza tayini” yerinde görülmeyerek, suçun bilinçli taksirle işlendiğine hükmeden ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. Yargıtay söz konusu olayda olası kast belirlemesi yaparken yalnızca öngörme unsuru yönünden bir sonuca varmıştır. Ancak olası kast için tek başına öngörme yeterli olmayıp; failin öngördüğü neticeyi kabullenmesi de gerekir. Düğün gibi, asker uğurlaması gibi kutlamalarda, sevinç ve coşku içerisinde olan failin, eyleminin sonucu meydana gelen ölüm olayını kabullendiği, olursa da olsun dediği ne derece söylenebilir. Zira coşku, neşe, heyecan ve gurur ile kin, nefret, öfke gibi kötü duygular aynı anda aynı fiilde toplanamaz.[10]
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2014/1-314 E. 2014/389 K. ve 23.09.2014 tarihli ilamı “… olay yerine gelmeden önce doldurduğunu unuttuğunu söylediği av tüfeğini, maktulün ve tanığın av tüfeğinin dolu olabileceği uyarılarına aldırmadan maktulün bacağına doğrultup ateş eden sanığın, saçma tanelerinin maktulün hedef alınan bacağına isabet edebileceğini ve atış mesafesine göre ölümcül bir etki meydana getirebileceğini, olay yerinin sağlık kuruluşlarına uzaklığı gözetildiğinde, hastaneye ulaşmanın zaman alabileceğini ve dolayısıyla ölümün mümkün ve muhtemel olduğunu bilmesine rağmen, ateş etmek suretiyle, öngördüğü muhtemel neticeyi istememekle birlikte göze alıp kabullendiği ve sonucunda maktulün ölümüne neden olduğu olayda, eyleminin “olası kastla öldürme” suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir.” Yargıtay olası kastla öldürme suçunun oluştuğuna ilişkin sonuca ulaşırken yalnızca neticenin öngörülmesini değil bunun yanında failin neticeyi kabullenmesi, göze alması durumlarını da ele almıştır.
“Oluşu hususunda bir uyuşmazlık bulunmayan somut olayda; sanık M.. U..’un alkollü ve sürücü belgesiz biçimde, mahallede saat: 20.25 sularında caddede seyrederken, maktul çocuğa çarparak ölümüne neden olduğu açıktır. Olay tipik bilinçli taksir suretiyle gerçekleştirilen taksirli eylemdir. Sanığın sonucu peşinen yani öldürme olayının meydana gelmesini kabullendiğini ileri sürmek, olayın oluşu biçimi itibariyle mümkün değildir, sanık hiçbir surette maktulün ölmesini peşinen kabullenmemiştir. Ölüm olgusu olursa olsun saikiyle hareket etmemiştir. Alkollü, sürücü belgesiz araç kullanması durumunda yaralamalı veya ölümlü taksirli bir eylem olabileceğini öngörmesinin kabulü mümkün ise de, meydana gelen ölüm veya yaralanma olgusunun sanık tarafından kabulü söz konusu değildir. Somut olayımızda, sanık M.. U.. sonucu öngörmesine rağmen, gerçekleşmiş olan neticeyi açıkça istediği kabullendiğini ileri sürmek mümkün olmadığından, olayda olası kastla öldürme suçunun TCK’nın 21/2.maddesindeki unsur olan “sonucu kabullenme” gerçekleşmediğinden sanığın eyleminin bilinçli taksir suretiyle ölüme neden olduğundan 5237 sayılı TCK’nın 85/1, 22/2.maddeleri gereğince cezalandırılması oluşa uygun olduğundan, çoğunluğun olayda; “olası kastla” öldürme suçundan sanığın cezalandırılması gerektiği düşüncesine iştirak etmek mümkün olmadığından, sayın çoğunluğun vurgulanan biçimdeki görüşüne katılmıyoruz.” Görüldüğü üzere olası kastın ve bilinçli taksirin birbirine yakınlığı sebebiyle böyle farklı görüşler oluşmaktadır. Kanaatimce söz konusu olayda bilinçli taksirle hareket edilmiştir. Keza failin alkollü olması tek başına neticeyi kabullenmesi anlamına gelmez.
Sonuç olarak; her iki düzenlemede ortak olan öngörme unsurudur. Olası kastta fail neticeyi kabullenir ve onun için önemli olan amacına varmaktır. Bilinçli taksirde ise fail gereken tüm çabayı göstermesine rağmen neticeye engel olamamıştır. Özetle; bilinçli taksirde fail kendisine “yok canım bir şey olmaz, inşallah olmaz” derken; olası kastta kendisine “olursa olsun, ölürse ölsün” der.” Ancak her somut olayda yargı makamlarının suça konu eyleme bakış açıları farklılaştığından ötürü Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Ceza Dairelerinin veya İlk Derece Mahkemeleri arasında bu denli görüş ayrılıkları gündeme gelmektedir. Böyle olunca da birbirine yakın olan fakat ceza sorumlulukları bakımından farklı olan müesseseler karar vericilerinin inisiyatifine bırakılmaktadır.
Bu makale Samsun Barosu Avukatlarından Avukat ESMA KURT tarafından kaleme alınmıştır.İnternet sitemizde yayınlanan tüm makalelerin yayın ve telif hakkı Rönesans Avukatlık & Arabuluculuk Bürosuna ait olup kaynak göstermek suretiyle kullanabilirsiniz. Sizde hukuk camiasına katkınızın olmasını arzu eder iseniz yazdığınız makalelerinizi info@ronesanshukuksamsun.com adresine mail atabilir 0362 543 97 19 numaralı telefondan irtibat sağlayabilirsiniz.
KAYNAKÇA
1)İki Örnek Olay Doğrultusunda Olası Kast Bilinçli Taksir Değerlendirmesi, Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Erkam Erdem, Av. Alperen Gözükan
2)Yeni TCK’da Olası Kast ve Bilinçli Taksir, Av. M. İhsan DARENDE
3)Yargıtay Kararları Işığında Bilinçli Taksir Kavramı ve Unsurları, Onur YİĞİT
4)Türk Ceza Kanunu Bakımından Taksir, Dr. Mehmet SAYDAM-Arş. Gör. Nurten ÖZTÜRK
[1] “Gerek olası kastta gerekse bilinçi taksirde, sonuç fail tarafından öngörülmektedir. Bilinçli taksirde, öngörülen ve gerçekleşen netice istenmemekte, olası kastta ise istenmemesine rağmen fail tarafından kabullenilmektedir. Olası kastta fail, öngördüğü sonucun meydana gelmesini kabullenip, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek, öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir.” Yargıtay 8. CD E. 2010/8-51,K.2010/162,T. 06.07.2010
[2] Özgenç, Genel Hükümler, s.271.
[3] Hakeri, s.238.
[4] Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2011/1-54, K. 2011/120, T. 7.6.2011.
[5] Özgenç, Genel Hükümler, s. 276.
[6] Hakeri, s.240.
[7] Yargıtay Kararları Işığında Bilinçli Taksir Kavramı ve Unsurları, Onur YİĞİT s.130.
[8] Yargıtay Kararları Işığında Bilinçli Taksir Kavramı ve Unsurları, Onur YİĞİT s.123.
[9] Özbek, s. 279.
[10] Özen, s. 195.
Merhaba, size nasıl yardımcı olabilirim?