2024 Ekim -Bafra-
Av. Ayşenur GÜL
Düğün merasimi Türk örf adet ve gelenekleri ile bütünleşmiş, evliliğin toplum tarafından kabul görmesini sağlayan ve kültürümüzde evliliğin yapı taşını oluşturan bir oluşumdur. Hukuki açıdan evlilik birliğinin oluşumunda somut bir katkısı olmamakla birlikte gelenek ve göreneklerin devamlılığı açısından oldukça önem arz etmektedir.[1] Düğün merasimi ile ortaya çıkan geleneklerden birisi de takı törenidir. Evlenen çiftlerin aile bireyleri, arkadaşları ve davetliler çiftin birlikteliklerini tebrik etmek ve evlilik birliğine destek olmak amacıyla takı merasimi yapılmaktadır.
Takı kavramı çok geniş kapsamlı bir tabir olup her türlü mal varlığı değeri olan eşyaları, ziynet eşyaları, kullanmak değil yatırım amacıyla verilen hediyelik altınları ve takılan paraları kapsamaktadır.[2] Türk hukukunda ziynet kavramı süs için kullanılan değerli taşları aşarak yatırım amacıyla takılan altın ve paraları da içine almıştır. Uygulamada ziynet kavramının geniş yorumlandığı Yargıtayın emsal kararları ile sabittir.
Evlilik birliği her ne kadar güzel hayaller ile başlamış olsa da boşanma veya evliliğin iptali hallerinde ziynetin kime ait olduğu hususunda uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir. Tam da bu noktada düğünde takılan takıların hukuki niteliği kavramı gün yüzüne çıkmaktadır. Evlilik birliğinin kurulduğu süreçte evlenen kişilere destek olmak isteyen yakınları tarafından bağışlanan ziynet eşyaların (düğünde takılan tüm eşyaları kapsamaktadır), evlilik birliğinin sona ermesi durumlarında hukuki uyuşmazlıklara neden olduğu görülmektedir. (TMK m. 169)[3] Makalemizde bağış niteliğindeki ziynetlerin hukuki durumu, kişisel mal niteliğinde olup olmadığı, kişisel mal ise kime ait olduğu, erkeğe ve kadına ayrı takılan hediyelerin durumu, takıların sandıkta toplanması durumunda hediyelerin hukuki durumu, uygulamada örf ve adet hukukunun önemi hususlarına değinerek ziynet eşyalarının hukuki durumunu inceleyeceğiz.
Şey kelimesinin çoğulu, şeyler, mallar, maddi mallar, olarak tanımlanan eşyanın Türk Medeni Kanunu’nda bir tanımı yapılmamıştır.[4] Mal kavramının sözlükteki tanımına bakılacak olursa; mal, bir kişinin mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz varlıkların bütününü ifade eder.[5] Ziynetin de bir eşya (mallar bütünü) olduğu göz önüne alındığında kavramsal açıklık getirmek önem arz etmektedir. Ziynet eşyaları ise düğünde takılmış olan bilezik, kolye, küpe, setler, saat, hediyelik gram, çeyrek, para, yabancı para gibi çiftlere bağışlanmış maddi değeri olan malları kapsamaktadır.
Mevzuatımızda, düğün sırasında takılan ziynet ile parasal değeri olan bütün eşyanın aidiyeti konusunda yazılı bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenledir ki, örf ve adet hukuku uygulanmaktadır.[6] Konu hakkında mevzuatta kesin bir hüküm olmadığından mahkeme kararları oldukça önem taşımaktadır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına, örf ve adete, yöresel geleneklere göre; evlenme sebebiyle gerek ailelerce ve gerekse yakınlarınca kadına geleceğinin güvencesi olarak düğünde takılan ziynet eşyaları ve para davacı kadına bağışlanmış sayılır. Aynı biçimde, düğünde erkeğe takılan ziynet eşyaları ve para açısından da kadının herhangi bir biçimde kabulü söz konusu olmadıkça ve aksi de ispatlanmadıkça kocanın bu eşyaları eşine bağışladığı kabul edilir.[7] Günümüz şartlarında erkeğin mülkiyet hakkını böylesine kısıtlayan bir görüşün kabul edilmesi oldukça zor olsa da geçmiş kararlar kadının mülkiyet hakkını gözetmektedir. Hayatın olağan akışı ve dinamik değişiklikler neticesinde ziynetin kime ait olacağı hususunda genel görüşün aksine kararlar verilmeye başlanmıştır.
Ziynet eşyalarının kadının kişisel malı olduğu yönünde genel bir görüş olsa da; kişisel malların kişinin kullanımına özgü olması ile ayrıldığı bu bağlamda erkeğe takılmış olan takıların erkeğin kişisel malı niteliğinde olduğu ve kadına bağışlanmış sayılmayacağını beyan eden aksi görüşler de mevcuttur.[8] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun genel görüşüne katılmayanlar iş bu gerekçelerle karşı oy kullanmıştır: "…tarafların aynı köylü olduğu ve düğünlerinin köyde yapıldığı, CD ve fotoğraflarda tarafların düğününde kadın ve erkeğe ayrı kuşak takılarak takıların ayrı ayrı takılmış olması ve 9 yıl köy muhtarlığı yapan tanığın, “adetlere göre, düğünde kıza takılan takıların kıza, erkeğe takılan takıların erkeğe ait olduğu” beyanı karşısında, yöresel örf ve adet gereği düğünde davalı erkeğe takılan altınların davalıya ait olduğu kanıtlanmış bulunduğundan, mahkemenin direnme kararının yerinde olduğu, kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozma kararına katılınmamıştır."[9] Karşı oyların gerekçesi incelendiğinde; yöreden yöreye örf ve adetlerin değiştiği bu nedenle her olayın kendi içerisinde değerlendirilmesi gerektiği, düğün kayıtlarının davaya delil oluşturabileceği bu nedenle delillerin değerlendirilmesi hususuna dikkat edilmesi gerektiğinin önemine vurgu yapılmıştır.
Ziynet eşyalarının hukuki niteliği konusunda kanunda açık bir hüküm bulunmadığından uygulanacak hukuk örf adet hukukudur. Her yörede ayrı bir gelenek olduğu düşünüldüğünde hakimin takdiri kanunu nasıl uyguladığı önem kazanmaktadır. Yargıtay bir kararında “kadına özgü ziynet eşyası niteliğindeki bilezik…”[10] şeklinde ayrım belirtmiş, ziynet eşyalarının kullanım alanı, kime özgülendiği hususlarına değinerek kişisel malın önemini vurgulayan kararlar vermeye başlamıştır. Yargıtayın bu tarz kadın ve erkeğin kişisel malları ayrımına dikkat ederek vermiş olduğu kararlar sayesinde artık kadına özgü sayılmayan erkeğe takılmış olan ziynet eşyalarının, mülkiyetin erkeğe ait olduğu görüşü uygulamada yer edinmeye başlamıştır.
Eşlerin düğünde takıları ortak bir takı kutusunda topladığı ve kime takıldığının tespit edilemediği durumlarda takının kime ait olduğu da tartışma konusudur. Konu ile ilgili yargıtay kararları incelendiğinde, takı kutusuna atılan takılarında genel kabul gereği kadına ait olduğu kabul edilmekteydi.[11] Ancak Türk Medeni Kanunu’nun 222. Maddesi hükmü gereğince “eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır”. Yargıtay kararlarının bu yönde olduğu görülmektedir.[12] Gerçekten de düğün törenlerinde bağışlamanın bir kişi için yapılmadığı ve kişisel mal niteliğinde olmadığı hallerde ziynetin paylı mülkiyete konu olması gerekmektedir.
Uygulamadaki bir diğer farklılık ise eşlerin ayrı takı şeritleri kullanması halinde takının kime ait olduğu hususudur. Yargıtay bir kararında “Ne var ki mahkemece; tarafların düğünlerinde kuşak takılarak takıların ayrı ayrı takılmış olması tüm takıların gelinin kesesine atılması gibi bir durumun olmaması gerekçesi ile takılar ayrı ayrı değerlendirilmiş, yalnızca kadına takılanlar yönünden kabul kararı verilmiştir”.[13] Şeklinde ayrım belirterek hüküm kurmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken husus takıyı takan kişinin iradesidir. Kişi takıyı eşlerden özelikle birisini seçerek takma kastı ile hareket etmiştir. Bu bağlamda kişinin bizzat kendi şeridine takılan takının o kişiye ait olduğu yönünde karar verilmesi mülkiyet hakkının bir sonucudur.
Yargıtay çelişkili kararları ve uygulamada ziynet eşyalarının kime ait olduğu hususunda çelişkilerin giderilmesi ve görüş birliğinin sağlanması amacıyla ilke karar yayımlayarak içtihat değişikliğine gitmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 04/04/2024 tarihli kararında "Aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır." şeklindeki görüşünde değişikliğe giderek "Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşımın bu anlaşmaya göre gerçekleştirilmesi gerektiği, ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirileceği, aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şeyin kural olarak kendilerine ait olduğu, takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılacağı, özgü olma konusunda çekişme varsa bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği, bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şeyin takılan/verilen eşe ait olduğu, takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir..” [14] şeklinde hüküm kurarak tüm bu çelişkili hususları tek tek açıklamış ve ziynet eşyasının hukuki niteliğindeki tartışmalı hususların üzerine net bir çizgi çekmiştir.
İlke karar incelendiğinde düğünde takılan ziynet eşyalarının yalnızca hediye niteliği taşımadığı, aynı zamanda evlenen kişilerin mal varlığına destek olma amacıyla takıldığı ve ekonomik anlamda bir değeri olduğuna değinmiştir. Ziynetin alacak kalemi olarak boşanma davasına konu edildiği durumda ziynetlerin kime takıldığının günümüz şartlarında oldukça önem arz etmektedir. İş bu ilke karar ile kafa karışıklığına neden olan hususlar hakkında nasıl bir yol izlenmesi gerektiği ve davada hangi kalemlerin talep edilebileceği açıklığa kavuşmuştur.
Yargıtayın bu ilke karar ile somut tartışma konusu tüm hususlara değindiği, çelişkileri giderdiğini görmekteyiz. Kararda ziynet eşyalarının hukuki durumu kademeli olarak incelenmiştir. Öncelikle eşler arasında ziynet eşyalarının hukuki durumu hakkında anlaşma olup olmadığı hususuna değinmiştir. İrade serbestisi ilkesi neticesinde kişiler ziynetler üzerinde ortak karar almak isteyebilir ancak bunun söz konusu olmadığı hallerde kadına ait olduğu yönündeki genel görüş kalkmıştır. İkinci olarak örf ve adetlerin önemine değinmiştir. Kişiler yaşadıkları toplum, gelenek ve görenekler neticesinde asırlardır aynı hukuk kurallarına tabidir. Eşler arasında takılan takıların kadının güvencesi olduğu yönündeki görüş gibi bu nedenle ispat edildiği takdirde örf ve adetlere göre ziynetlerin taksimi gerçekleştirecektir. Üçüncü olarak Yargıtay özgülenme kavramı üzerine değinerek erkek/kadın eşlerin kullanımına özgülenen eşyalar için kişisel mal niteliğine vurgu yapmıştır. Son olarak ise takı kutusu gibi ortak bir alanda toplanan ziynetin tespit edilmesi halinde ayrı tespit edilemediği hallerde ortak mal niteliğinde olacağı şeklinde hüküm kurmuştur.
Makalemizde konu ile ilgili yargıtay kararlarında görüldüğü üzere ilke karar tartışmalı tüm hususlar hakkında net bir görüş ortaya koymuştur. Yargıtayın iş bu içtihat değişikliği ile hukukun güncel hayata, ekonomik ve sosyal değişikliklere ayak uydurduğunu görmüş bulunmaktayız.
Bu makale Samsun Barosu Avukatlarından Avukat Ayşe Nur GÜL tarafından kaleme alınmıştır.İnternet sitemizde yayınlanan tüm makalelerin yayın ve telif hakkı Rönesans Avukatlık & Arabuluculuk Bürosuna ait olup kaynak göstermek suretiyle kullanabilirsiniz. Sizde hukuk camiasına katkınızın olmasını arzu eder iseniz yazdığınız makalelerinizi info@ronesanshukuksamsun.com adresine mail atabilirsiniz.
KAYNAKÇA
[1] HGK. T. 21.3.2019, E. 2017/2-1931 K. 2019/340 “…Bilindiği üzere, evlenmenin yasal şartı olmamakla birlikte düğün merasimi, Türk kültüründe bir nevi evliliğin ilanı niteliği taşıyan, ailelerin ekonomik durumları, toplumsal kökeni, eğitim düzeyi ve yaşadığı yere göre farklılık gösteren bir gelenek olup…” (KBİBB., 4721/m.166).
[2] 2. HD. T. 4.3.2014, E. 2013/21794 K. 2014/4625 (KBİBB., 818/m.244)
[3] TMK m. 169, Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan... eşlerin mallarının yönetimine …ilişkin geçici önlemleri re'sen alır.
[4] Çakmakcı&Sağıroğlu Hukuk Bürosu, “Ziynet Eşyasının Hukuki Niteliği”, erişim: 18 Ağustos 2024, http://www.sagiroglu.av.tr/ziynet-esyasinin-hukuki-niteligi-cn848.html
[5] Türk Dil Kurumu Sözlükleri, “Mal kavramı”, erişim: 18 Ağustos 2024, https://sozluk.gov.tr/
[6] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1038 E. ve 2021/458 K. sayılı kararı.
[7] Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2019/1799 E., 2019/5672 K. sayılı kararı.
[8] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından 2015/16745 E., 2015/21228 K. numarası ile verilmiş olan kararda yer alan karşı oy yazısında yer alan "Düğünde, davacı-davalı erkeğe takıldığı tespit edilen altınların da davalı-davacı kadının ziynet eşyası olduğu yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum." şeklinde karşı oy kullanılmıştır.
[9] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1038 E., 2021/458 K. Sayılı kararı.
[10] Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2020/944 E., 2020/5388 K., 24.09.2020 tarihli kararı, “Somut olayda, varlığı ispatlanan 14 ayar 1 künye, 15 gramdan 2 adet bilezik, 10 gramdan 12 adet bilezik kadına özgü ziynet eşyası niteliğinde olup, eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir adet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğindedir. Ancak varlığı ispatlanan 1 adet tam altın ve 65 adet çeyrek altın ise kadına özgü ziynet eşyası niteliğinde olmayıp, hangi eşe ait olduğunun ispat edilememesi halinde eşlerin paylı mülkiyetinde olduğunun kabulü gerekir” şeklinde hüküm kurulmuştur.
[11] Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2017/16859 E., 2017/17965 K. sayılı ve 20.12.2017 tarihli kararı
[12] Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından 24/09/2020 tarihli E:949, K:5378 sayılı kararı
[13] Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından 2014/16026 E., 2015/9622 K. Sayılı kararı
[14] Yargıtay 2. HD. 04.04.2024 T. E: 2023/5704, K:2402/2024 ilke kararı,
Merhaba, size nasıl yardımcı olabilirim?